Saint Kitten Röportajı!

Triphop Türkiye olarak ülkemiz sınırlarında trip hop ve indie tarzlarında şarkılar servis eden ve geçtiğimiz sene yürekten desteklediğimiz proje Sofar Sounds İstanbul’da sahne alarak underground müzik dünyasına farklı renkler katan Saint Kitten ile 07.04.15 tarihinde son derece keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

/Sain Kitten ne zaman ortaya çıktı?

Saint Kitten hayatımdaki önemli insanların bağımsız katkılarıyla ortaya çıktı aslında. Babamın bilgisayar programlarına olan ilgisi bana olduğu gibi bulaşmış. FL Studio’yu kurup “Böyle bir program varmış, kurcala keşfet bakalım” dediğinde 2007 senesiydi, lisedeydim.  Lisedeki en yakın arkadaşım da bu bahaneyle bana o zamanki gençlik aşkım için şarkı sözü yazmıştı, epey de güzel sözler.  Bir de üstüne ablamdan gelen ve çocukluğumdan beri içime işlemiş olan müzik merakı olunca kendimi ilk parçam You See’yi bestelerken buldum. O zamanla şimdi arasında dağlar kadar fark var tabii, ama epey güzel bir başlangıçtı sanki.

/Saint Kitten trip hop tarzında müzikler servis ediyor. Trip hop tarzında kimlerden etkileniyorsun?

Geçmişten şimdiye özetlersek; Ivy, Frou Frou, Gorillaz, Sneaker Pimps, Bang Gang, Lana Del Rey, Low Roar ve Asbjørn gibi isimler sıralayabilirim. Ama benim müzik zevkimi şekillendiren ve beni bugün olduğum insan haline getiren isim şüphesiz Emiliana Torrini’dir. Orta okuldaydım, Lord of the Rings’in dünyayı kasıp kavurduğu seneler. Two Towers filminin sonunda şarkı söyleyen o ses kulağımla buluşur buluşmaz büyülenmiştim. Araştırdığımda Emiliana ve Love in the Time of Science albümü çıktı karşıma. Müzik yapmaya başladığımda bana hissettirdiklerini günün birinde bir başkasına hissettirebilmek adına onun gibi olmak istediğimden emindim. Hiç unutmuyorum, çocukken sayısız tanışma senaryosu kurmuştum ve hepsi de imkansız diye üzülürdüm. Sonra bir baktım 2009’da Emiliana ilk konseri için İstanbul’da ve ben sahne arkasında kendimi anlatıyorum. Derken 2014, ikinci gelişi ve bana Saint Kitten nasıl gidiyor diye soruyor. Konser sonrası otelinde şarap ve yemek eşliğinde sohbet ediyoruz ve imzamı da istemeyi ihmal etmediği “Erik” single’ımı ona hediye ettikten sonra en kısa sürede tekrar görüşme dilekleriyle veda ediyoruz. Hayat bazen büyük jestler yapabiliyor.

em1

 

 

/Trip hop tarzının dışında yerli ve yabancı kimlerden / nelerden ilham alıyorsun? (müzik, kitap, film, edebiyat vs)

Müzisyen olarak hayatımını değiştiren bir diğer isim Beck diyebilirim. Benim için önemli diğerleri arasında Rufus Wainwright, Death Cab for Cutie, David Bowie ve The Glitch Mob var. Türk müzisyenlerden, ruhuma işlemek için bu yaşıma gelmemi bekleyen Sakin diyeceğim. Türkçe müzik bir kaç seneye kadar tercihlerimin başında pek gelmezdi zira. Sanırım zaman ilerledikçe hem ben daha açık fikirli hale geldim, hem de bunu sağlayan müzisyenler çoğaldı.

En sevdiğim kitaplar ve filmler biraz iç içe aslında. Edebiyatta ablamdan bana bulaşan bir Anne Rice merakı var. Vampirler liseye gitmeden ve güneşte parlamadan önceki güzel zamanlar. Repliklerini ezbere söylediğim Vampirle Görüşme ve yine Neil Jordan’ın beyaz perdeye uyarladığı bir başka roman Breakfast on Pluto. Patrick McCabe’in yarattığı ve Cillian Murphy’nin can verdiği romanın ana karakteri ise bu projeye isim veren Saint Kitten’ın ta kendisi oluyor.

/Bize ‘’Erik’’ EP’sinin hikayesinden ve detaylarından biraz bahseder misin?

Erik parçasını üniversitede yazmıştım, çat pat çaldığım gitarımla bestelediğim ilk parçalarımdan. O sıralar henüz aşık olmamıştım. Parça hayali bir erkek olan Erik ve ona olan hayali aşkımı anlatıyor. Ama twist şu ki benim yarattığım bir hayali karakter değil, ve muhtemelemen kendisini biliyorsunuz. Ama bu büyüsü bozulmaması gereken bir sır.

2009’da başlayan ve hala süren Erik macerasını, 2015 yazında parçanın remikslerinin de olduğu “Erik EP”yi yayınlayarak tamamına erdiriyoruz. Remiksler için Mind Shifter, Feelinmet ve At Hırsızı gibi isimlerle çalışıyoruz. EP’nin teaser prömiyerini de geçtiğimiz Mart ayında yaptık, Saint Kitten YouTube kanalı üzerinden izlenebilir.

 

3m2

/Peki Erik EP’si dışındaki diğer projelerin neler?

Son zamanlarda kendi parçalarımdan ziyade ortak projelere vakit ayırdım. İlk collab geçen sene Rotkraft’la beraber olmuştu. Exotic Refreshment plak şirketi üzerinden Red Wine adlı bir EP yayınlamıştık dijital ve 12″ vinyl olarak. Son dönemlerde ise Mind Shifter için kayıtlar yaptım. Beraber çalıştığımız parçanın şöyle enteresan bir yanı oldu; kurduğum bağdan ileri gelse gerek, söz ve vokalini üstlendiğim parçanın kendi tarzımda bir de remake versiyonunu yaptım. İki hali de ayrı nefis oldu diyebilirim. Önümüzdeki canlı performanslarda çalmayı düşünüyorum.

/Orijinal parçalarının yanı sıra Jens Lekman, Lou Reed, David Bowie ve Lady Gaga gibi isimlerin coverlarını da yaptın. Önümüzdeki günlerde senden yeni coverlar dinleyebilecek miyiz?

Her ne kadar kendi bestelerime odaklanmak istesem ve yoğunlaşan canlı performanslar nedeniyle yakın zaman için mümkün görünmese de, bir kaç aydır aklımda cover’ını yapmak istediğim ve ufak temeller attığım bir parça var. Hatta benim için bir ilk olacak çünkü Türkçe bir parça. Hangisi olduğu bende kalsın, ama senelerin inadını kırmayı başaran ismin Sakin olduğunu söyleyebilirim.

/2014 senesinde Sofar Sounds İstanbul’da La Dee Eda, Miss Crowley ve Nu Park gibi isimlerle aynı sahneyi paylaştın. Bize burada yaşadığın heyecanı anlatır mısın?

Sofar Sounds benim Saint Kitten olarak bulunduğum ilk canlı performanstı. Pek sahne korkusu olan bir insan değilim, hatta küçüklüğümden beri nerde sahne görsem kendimi atasım gelir. Ama başlamasına 10 dakika kala işler değişiyor tabi. Elif, namı diğer Çizenbayan’ın bize güzel evini açtığı, müzisyene saygıda benzerini görmediğim bir seyirciye sahip ve biri de ablam olan birbirinden nefis isimlerle sahneyi paylaştığım, İzmir-İstanbul yolculuğununun hakkını veren bir etkinlik oldu. Sofar’ın hayatımda müzikle ilişkili olan ve olmayan bir çok güzel şeye vesile olduğunu düşünüyorum.

1795414_10152395582734929_1353234756563367993_o

 

 

/Sofar Sounds İstanbul dışında başka nerelerde sahne aldın ve seni nerelerde dinleyeceğiz?

Hayat boyu İzmir’de yaşamış biri olarak ilk performansı İstanbul’da yapmış olmak ilginç olmuştu ve memleketi kıskandırmamak gerekiyordu haliyle. İzmir’de benim “Cheers”im dediğim şehrin en güzel mekanlarından biri olan Radio Edit’te sahne aldım sonrasında. Önümüzdeki aylarda İstanbul’da Pürtelaş 3+1 ve Balcony TV’nin, İzmir’de ise Fullmoon’un konuğu olacağım. Sonrasında ise aktif olarak canlı performanslar yapacağız farklı şehirlerde.

/Son olarak, ülkemizde trip hop müzik tarzının geleceğini nasıl görüyorsun?

Eğer genel dinleyiciye hitap etmiyorsa, hiçbir müzik tarzını önü boylu boyunca açık bir geleceğe sahip görmüyorum ülkemizde. Bu, alternatif müzik icra eden ya da dinleyicisi olan hepimizin bildiği ve üzüldüğü bir gerçek. Büyük çoğunluğumuz için hobi olmaktan çıkamıyor müzisyenlik. Tahmin edebileceğimizden daha iyi ve kaliteli işler yapılıyor artık, fakat bu işler bulundukları şehrin sınırları dışına ulaşamıyorlar. Ben bile aslında senelerdir var olan ve kemikleşmiş bir dinleyici kitlesi oluşturmuş bazı grupları yeni öğreniyorum hala. Ama çok da şikayet etmemek lazım elbette, bir 5 sene öncesiyle bile dağlar kadar fark var müzik piyasasının. Çok çeşitli tarzlarda çok daha fazla sayıda müzisyen çıkartıyoruz artık. Yavaş ilerleyen ve zorlu bir yol olsa da güzel şeyler oluyor buralarda. Bu güzel şeylerin devamı için de; dinleyici olarak araştırmak ve destek olmak, müzisyen olarak da inanç ve tutkuyu kaybetmemek lazım.

Triphop Türkiye Hakkında

Bir Cevap Yazın

Or

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.